.
.
.
çok kıymetli bir misafiri uğurlamanın zamanı düşmüştü tarihe... anlar dakikalara, dakikalar saatlere... saatler haftalara bürünmüş ay olmuştu da demek gelmişti ayrılığın vakti...
son kıyama kalkış, ruhun heykelini dikme gayret ve şevki... koca bir yolculuk gibi çıkılan yolun son adımları... ve sonrasında veda sözleri misafiri gönderene... sözcü konuşuyor sadece... arkasındakiler de "evet bizde onun dediklerini diyoruz" edasında... bülbülün güle olan feryadı gibi başlıyor yanık mısralarını dillendirmeye... bir kor gibi düşüyor işitenlerin gönüllerine söylenen her söz... dayanamıyor fazlaca, yaşlar sızıyor gözlerinden sözcünün... ağlıyor ve ağlatıyor arkasındakileride... çocuklar da ağlıyor, büyükler de... feryad-ı figanın dili bir ve hep bir dilden yükseliyor semaya... ve son sözler... herkes yorgun... son kez gidiyor alınlar miracına... ve ayrılık...
bir yolcunun ardından dökülen gözyaşları, hüzün sevinç hepsi bir arada... ve bir daha mülaki olma temennileri... orda bulunan her kes bir birine sarılıp bir sevinç yaşarken biri var arkalarda olup biteni izleyen... hüzün düşmüş derununa... yalnızlık... bir tren garında herkes beklediğine kavuşur da bir onun beklediği gelmez ve öylece bakakalan bir adam gibi... bir yalnızlık düşüyor gönlüne... kalabalık içinde yaşamak alıp götürmüyormuş yalnızlığı... varlık içinde yokluk gibi bir şey bu...
hiç beklemediğim bir anda "ne çok özlemişim"in hayali gelip dem vurdu fikrime... uzak olmak hayallerle avunmayı mı gerektirir... yoksa hayallerle mi yakın olur insan uzaklarına...
etkileşiyor insan çevresinde cereyan eden hadiselerden… bir şiirde şiirsel bir rüzgar esiyor hayatına… yada bir roman… roman oluyor hayat… bir yakını ölüyor, hayatın gerçeği tokat gibi iniyor… sevdiğine kavuşuyor mutluluk tomurcukları açıyor yanaklarında… sonra ayrılıklar yaşıyor ve can kırıkları serpiliyor yüreğine… sevdikleri terk ediyor bir bir… önce küçüklük… oynadığı oyuncakları, oyunları terk ediyor… bir öğlen vakti gibi güneşi zirvede oluyor… gençlik çiçeklerinin salkım salkım açıldığı kerte… sonra güneş batmaya başlıyor… zeval vakti kapıyı çalıyor… gün guruba kayarken gençlik de terk ediyor ve ihtiyarlığın ağarmış saçları dalgalanıyor firak rüzgarlarında…
dalından düşen yaprak gibi bir bir dökülmekte hayatın sayfaları…
16 Mayıs 2009 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Sayfalar,gozyaşları,yapraklar,yağmur,dostlar..tek celsede cekip gitmekte hayatımdan..hepsi simdiki zamanlardan kaçıp mazime yer edinmekte..bir yanım hazan mevsiminde yitirdiklerine elveda derken ,diger yanım mazime hoş geldin sevincinde..her yitiş yeniden doguşa gebe..seyrine dalmışken bu eşsiz dongunun buyusune kim bilir payemize duşer belki bir şeb-i aruz bizim de...~~~
YanıtlaSil